Şehirdeki Sessizlik: Kargaların Yokluğu

Şehirdeki Sessizlik: Kargaların Yokluğu

Yusuf Arslan
7 Haziran 2026

Balkonum olmadığı için bazen evin penceresini açıp dışarıya bakıyorum. Duyduğum sesler, çevrede olup biteni hissetmemi sağlıyor. Geçen bayram öncesi yine o sıradan günlerden birindeydim. Tatil hazırlıkları etrafa yayılmıştı; “Şunları arabaya koy, başka bir şey var mı?” sesleri yükseliyordu. Her köşeden fırlayan arabalar, bazıları aceleyle gaza basarken, diğerleri daha sakin hareket ediyordu. İnsanların ruh hallerini seslerinden anlayıp anlayamayacakları üzerine konuşulduğunda, ben de karşılık veriyorum: “Peki, siz insanların ruh halini görüntüsünden anlayabiliyor musunuz?” Bazıları şoförlerin yüz ifadeleriyle bunu yaptıklarını söylüyor. Ben de soruyorum, “Her şoförün yüzüne bakıyor musunuz?” Eğer benim gibi görme engeliniz varsa, birinin yüzünü görmeden de ruh halini anlamakta zorlanmıyorsunuz. Çünkü yaptığımız her şeyin arkasında bir ses var. Kendimden örnek verecek olursam, sinirlenip yazı yazarken klavyenin tuşlarına sert basıyorum. Bir sabah küçük kızım yanımda, “Baba uyuyoruz ya, şu klavyeyi dövmeyi keser misin?” diye sordu. Birçok kişi benim gibi. Kornaya basma şekliniz ya da gaz pedalına yükleniş biçiminiz ruh halinizi gösteriyor. Hatta ayak sesleriniz, otobüste İstanbul kartınızı turnikeye vurmanız, merdivenlerden koşmanız, metroya hızlıca binişiniz bile…

Bayram öncesine dönelim… Valiz sesleri artıyor, ayak sesleri hız kazanıyordu. Yolda kızımla buluştuk ve işe birlikte gitmeye karar verdik. O da bu kalabalığı fark etmişti; “Baba herkes tatile gidiyor, biz işe gidiyoruz” dedi. Önemsiz buldum, “Yıllardır böyle kuzum, hizmet sektörü bu” dedim. Bu cevap hoşuna gitmedi, biraz sessiz kaldık. Sonra bir araba önümüzde durdu ve biz karşıya geçtik. “Aa, biri bizi görünce durdu, bak bazı insanlar ne kadar nazik” dedim ve ikimiz de güldük. O anda martılar ve kargalar gürültülü bir şekilde ötüşmeye başlamıştı, sanki bir maç izliyorlardı. Küçük serçeler de aralarına katılmıştı. “Martılara bak, ortalığı yıkıyorlar. Sanki sahil kasabasında oturuyoruz, buraya hiç gelmezlerdi” diye düşündüm. Bir sonraki gün de benzer bir telaş vardı. İlk bayram günü tatildi, evde camı bile açmadım; bu yüzden her yer sessizdi. İkinci gün, fırına giderken ilginç bir sessizlik içinde yürüdüğümü fark ettim. Sokakta hiçbir yerden araba sesi gelmiyor, sadece birkaç evden televizyon sesleri veya fısıldayan konuşmalar duyuluyordu. O esnada bir araba geldi, sinirli ya da coşkulu bir şekilde gaza basıyordu. Sokağı yırtarak geçerken, etrafındaki huzuru hiçe sayıyordu.

Eve dönerken martıların, kargaların ve hatta küçük serçelerin bile sessiz öttüğünü fark ettim. Kapıda durup biraz dinlendim; otoyolun sesi bile çok uzaktan geliyordu. Şehirdeki trafik ve insan kalabalığı birbirine karışınca, her sabahki kargaşada ortalığı geriyor gibi hissediyorum. Enerjimiz onların davranışlarını etkiliyor sanki. Kızıma bu düşüncelerimi aktardığımda, “Baba neden son günlerde bu kadar martılara taktın?” diye sordu. Gülümseyerek, “Galiba başka işim yok bu aralar” dedim. İlk iş gününde kızımla birlikte metroya yürüdük ve perona indik. Anonslar yüksek sesle yapılıyordu: “Sarı çizgiyi geçmeyiniz, ek seferler…” Etrafımdaki birkaç kişi, “Of be, bu sesler sabah sabah çok fazla!” diye mırıldanıyordu.

Author: Ahmet Doğan